Sivil toplum nedir?

Sivil toplum kimilerine göre toplumu bu söylemle beraber parçalanmış bir yapı haline getirmeye çalışmaktır. Kimilerine göre de parçalı örgütlenmedir. Şekil olarak bu sonucun oluşma ihtimali bulunmaktadır. Sonuçta bahsettiğimiz konu bir kültürdür. Bu kültürün doğru şekilde anlaşılması ve yapılandırılması gerekmektedir. Topluma karşı en büyük sorumluluk bu yapılandırma konusunda olmalıdır. Doğru yapılandırılmayan sivil toplumun parçalanmış bir görüntü sergilenmesi kaçınılmazdır.

Tarih

Kavram ilk kez Platon ve Aristo'da ortaya çıktı. Devlet kavramıyla birlikte düşünüldü. Polis (şehir devleti) ortaya çıktı. Ortaçağda çağın özelliklerine paralel olarak her kavram gibi değişti. Jean Bodin devletle aile birliklerinin ayrı dünyaları olduğunu söyledi. Toplumsal sözleşmeciler, sözleşme anlayışını geliştirdi. doğa durumu düşünürleri devleti üçüncü şahıs gibi algıladı, sivil toplum-politik toplum ikiliği doğdu. Hegel, Marx, Gramsci'de sivil toplum devlete göre tanımlandı.

20. yüzyılın sonlarındaki gelişmeler, Doğu Bloku'nun çökmesi, liberalizmin yükselişi, küreselleşme, muhalefet hareketlerinin tıkanması, sosyal demokrasinin gerilemesiyle sivil toplum kavramı üzerinde kuvvetli yargılar oluştu. Kavrama esas olan öğeler örgütlülük, kendi kendini üretme, devletten her alanda kopma, şiddete karşı olma, siyasal topluma ya müdahil olma yahut hiç karışmama gibi vurgular kazandı.

Sivil toplum kavramının zaman içerisinde çeşitli tanım ve aşamalardan geçerek günümüzdeki halini almasının hikayesi ilk olarak Antik Yunan düşünürü Aristoteles’le başlamıştır. Küçükömer’in (Küçükömer’den Akt Duman 2004:47-52) de savunduğu gibi batının özgür düşünce anlayışının, seçme ve seçilme hakkına sahip özgür bireyinin, demokrasi tohumlarının ilk çıktığı yer olan Antik Yunan döneminde aynı zamanda sivil toplum tohumlarının da yeşermeye başlamasına şaşırmamak gerekir.

Buna rağmen Aristoteles o dönemde günümüzdeki sivil toplum anlayışından uzak, sivil toplum tanımını polise yani site devletine dayandırarak sivil toplumu, ‘yasalarla belirlenmiş kurallar sistemi içindeki özgür ve eşit kabul edilen yurttaşların bir siyasal toplumu’ olarak adlandırmıştır. (Tosun’dan Akt Yıldırım 2003: 227)  Aristoteles, burada toplum-devlet ayrımına gitmeyerek sivil toplumu politik bir düzlemde tanımlanmıştır. Üstelik onun polisi diğer bir deyişle sivil toplumu tüm yurttaşları değil yalnızca devlet sınırları içerisinde yaşayan ve devletin vatandaşı olan özgür bireyleri kapsar, köleler ve kadınlar buna dahil değildir.

Aristoteles’ten çok sonraki yıllarda Avrupa’yı etkisi altına alan bir derebeylik dönemini bir kenara koyarsak 12. yüzyıldan 19.yy’a kadar Avrupa’da yaşanan gelişmelerin, değişimlerin sivil toplum tanımında yeni hareketlenmelere, anlayışlara gebe olduğunu söyleyebiliriz. (Türköne’den ak Haşlak 2006:4) Feodalitenin zayıflaması, kentlerin oluşumu, yeni ekonomik araçların ortaya çıkışı ve buna zamanlı yepyeni bir sınıfın; burjuvanın toplumsal, ekonomik hayata egemen oluşu aynı zamanda yeni bir dünya anlayışının da filizlenmesine neden olmuştur.

Aydınlanma Dönemi öncesine hakim olan ‘tanrısal toplum’ düşüncesi 18.yy’dan itibaren yerini yeni bir seküler düzen anlayışına ve toplumsal yapılanmaya bırakmıştır.  Buna paralel, seküler bir düzen anlayışının içerisinde yeni bir sivil toplum anlayışı kendini göstermiştir. Aydınlanma Dönemi’nin doğal hukuk okulunun temsilcilerinden olan Hobbes, Locke, Rousseau’nun toplum sözleşmesi çerçevesinde devlet ve toplumsal yapıyı yeniden tanımlamaları, sivil toplum kavramını günümüzdeki tanımına bir adım daha yaklaştırmıştır. Ne var ki sivil toplumu doğa durumunun karşıtı yani, bir sözleşme etrafında toplanarak bir araya gelip devleti oluşturan toplum, olarak gören bu ekol de sivil toplumu siyasi toplum olarak tanımlamaktan ve devlete bağımlı bir alan olarak görmekten uzağa gidememiştir.

Doğal hukuk okulunun temsilcilerine zıt olarak düşüncelerini ilerleten çatışmacı teorisyenlerden Marx, Hegel ve Gramsci ise sivil toplum ve devlet anlayışına, çatışma üzerinden yorum getirirler.  Çatışmacı teorinin önemli düşünürlerinden ve sivil toplumu bir “burjuva toplumu” olarak değerlendiren Hegel, devleti kutsallaştırmakla birlikte sivil toplumun devlet dışı bir alan olmasına vurgu yapan ilk düşünürdür. (Abay: 273) Hegel etik hayatı; aile, sivil toplum ve devlet alanları olarak üç bölüme ayırır ve her alanın kendine özgü mevcut değerlerine vurgu yapar. Bu üç alandan biri olan sivil toplum, tarihsel süreçte meydana gelen modern dünyanın bir ürünüdür, aile ve devlet arasında yer alır.

Aile; dayanışmanın, sevginin, hoşgörünün alanıyken sivil toplum, ekonomik bir alandır. Dolayısıyla bu alanda; bireylerin ihtiyaçları, çıkarları doğrultusunda çatışma yaşanması kaçınılmazdır. Bireyleri birbirine düşüren sivil toplum alanındaki çatışmayı durduracak tek şey ise devlettir. Marx ise sivil toplumu Hegel’den farklı olarak; çatışmayı meydana getiren değil devleti belirleyen, ona yön veren bir alan olarak ele almıştır. Toplumu oluşturan iki yapıdan biri, alt yapı olan sivil toplum içerisinde gerçekleştirdiği ekonomik faaliyetleri ile üst yapıyı yani devletin yapısını belirler.

Karl Marx’ın sivil toplumu da Hegel gibi burjuva toplumudur ve ona göre sivil toplum kapitalizmin var olmasıyla vücut bulmuştur. Marx, devleti sivil topluma bağlayarak sivil toplumun gücü bir yana devlet-sivil toplum ayrımına vurgu yapmıştır. Devlet-sivil toplum ayrımını yapan bir diğer çatışmacı düşünür ise Gramsci’dir. Gramsci’ye göre sivil toplum Marx’ın söylediği gibi yalnızca ekonomik faaliyetlerin bulunduğu bir alan değil aynı zamanda devletin ideolojik, kültürel hegemonya alanıdır. Devlet yönetme ve zorlama aygıtlarını kullanırken sivil toplumun işlevi, kültür ve ikna yoluyla devletin toplumu hegemonya altına almasına yardımcı olmaktır. (Aslan’dan Akt Tamer 2010:99)

18.yy modern kapitalizm sonrası liberal demokrasilerdeki günümüz sivil toplum anlayışına zemin oluşturan, yani sivil toplum tanımını günümüze yaklaştıran en önemli sivil toplum kuramcısı Tocqueville’dir. Bu dönem anlayışına hakim olan düşünce, devlet müdahalelerinin sivil toplumu öldüreceği yönündedir ve günümüzde de olduğu gibi demokrasi ve sivil toplum arasındaki güçlü bağlantıya vurgu yapılır. Tocqueville; gücünü kötüye kullanan iktidarlar karşısında ezilen halkın, devletin sınırsız gücüne karşı dernek ve vakıflarla bir araya gelerek örgütlenmelerini ve kendi sorunlarını bu şekilde çözebileceklerini söyler.

Sivil toplumu, ilk defa ayrı bir örgütlenme alanı olarak tanımlayan sivil toplum kuramcısı Tocqueville; demokratik topluma da vurgu yaparak sivil toplum tarafından denetlenmeyen bir devletin demokrasi açısından tehlike oluşturduğunu vurgular. Günümüzde de hala geçerliliğini sürdüren bu tanımlara ek olarak gönüllük kavramını ele alan Tocqueville’ye göre devletin gücünü denetleyen, toplumun çıkarlarını koruyan, geleceğini tayin eden bu dernek ve vakıflara üyeliğin, zorunluluk değil gönüllülük esasına dayanması gerektiğini vurgular. (Tocqueville’den Akt Tamer 2010:100-102)

Modern tanımına bakarsak sivil toplum; devlet gibi siyasi bir otoritenin baskı ve denetiminden uzak, kendi kendini yönlendiren ve özgür kararlarını alan, bu ortak çıkar ve kararları gönüllü örgütlerin çatısı altında örgütlenerek hayata geçiren aktörlerin oluşturduğu alandır. Sivil toplumun her ne kadar devletten ve rejimlerden bağımsız olduğunu söylesek de bulunduğu ortamın rejim biçimi onun vücut bulması açısından önemlidir.

Bu anlamda modern toplumlarla özdeşleşen sivil toplumun özellikle demokrasiden beslendiğini ve demokrasiyi beslediğini yadsıyamayız. (Tosun, 2001). Günümüz global dünyasında ise özellikle 90’lı yıllardan sonra, eğildiği konular ve yankı bulduğu alanlar açısından bakıldığında sivil toplum kavramının ulus sınırları içerisinden ulus ötesi nitelik kazandığı görülür. Bu anlamda sivil toplum tanımı, sürekli evrilen, gelişen dünyaya paralel durmadan yeniden şekillenmektedir.

Sonuç

Kamusal alan tanımı netlik kazanmamakla birlikte, ister aile ister birey olsun, insanların gönüllü bir biçimde katıldığı, amaç açısından karmaşıklık içeren bir örgütlenmedir sivil toplum. Piyasa ve özel mülkiyetin, politik duruşların, hangi kuruluşların veya cemaatlerin sivil toplum olup olmadığı tartışılmaktadır.

Son eklenenler

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç